Ankara
DOLAR12.7323
EURO14.4469
ALTIN735.73
Mert Ali Eren

Mert Ali Eren

Mail: 4@gelevizyon.com

Asırlara meydan okuyan Mimar Sinan!

Demek ki o işi işleyenler iki şeyi istemiyorlardı! Ya Mimar Sinan’ı tanımayı ve tanıttırmayı ya da kendi gibi olan koca koca eserlerini görmeyi istemiyorlardı…

“El-fakir’ul Hâkir Ser Mimaran-ı Hassa “ yani günümüz Türkçesiyle: “Değersiz, muhtaç olan kul, sarayın baş mimarı.”

Evet, bu deyim bizzat şahsın kendine aittir. Bu kişi, dünyanın en ihtişamlı binalarını yapan, üstün özelliklere haiz, sanat tarihçi, mimar ve mühendislerinin hayran oldukları kişinin ta kendisi olan, “Mimar Sinan”dır…

Yukarıdaki bu satırlar Mimar Sinan’ın bizzat kendi yazısı olup, İstanbul Büyükçekmece’de yapmış olduğu bir köprü üzerinde yazmaktadır. Zamana ve asırlara karşı vücuden yaşamasa da yaşattığı eserleri dimdik ayakta olan büyük üstad…

“Devleti yaşat ki millet yaşasın” mottosu ile hareket eden Ser Mimar Sinan, yalnızca eserleri ile değil, kişiliği ile de zihinlere kazınmıştır. Öyle ki yapmış, inşa ve bina etmiş olduğu fevkalade haşmetli ve görkemli yapıtlarının tam tersi istikametinde kabri gayet sade ve mütevazıdır.
Son birkaç yılda popülaritesi gittikçe artan sade yaşam özgüsü, minimalizm bundan asırlar evvel zaten varmış.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı, başka bir tarihçiden naklen birkaç yıl önce yaşanan bir hadiseyi anlatıyor. Hadise şu : “Süleymaniye Camii’nde bir restorasyon, yenileme çalışması yapılacak. Gayet işine mutabık, ehil mühendis ve mimarlar kendi işçi kadrolarıyla birlikte bu yapının belirtilen yerlerini onaracaklar. Gün geliyor. Branda ve çadırlar çekiliyor. Gerekli teçhizatlar, araç gereçler, malzemeler hazırlanıyor. Avlunun giriş kapısında belirtilen yerleri yenilemekle başlayacaklar. Tabii Süleymaniye önemli ve gerek yurtiçi, gerek yurtdışı çok fazla turist aldığı için en az eskisi kadar güzel ve kusursuz olmak zorunda. Kapının taşlarının muadilini nasıl yapacaklarını bir türlü çözemiyorlar.

Mühendis ve mimarlar gelip etraflıca inceliyorlar ve bir karara varıyorlar. Karar da şu : “Diğer taşları da çıkarıp başka buna benzeyen bir motif kullanalım.” İşçiler yavaş ve dikkatlice taş-tuğla bulunan kapı duvarını sökmeye başlıyorlar. Bir, iki derken bir kağıt çıkıyor sarıp sarmalanmış. İşçiler hayretle bakıyorlar. İçlerinden biri alıp bakıyor ve anlamadığı için arkasındaki mühendise uzatıyor. Kimse bir şey anlamıyor çünkü yazılar Osmanlı Türkçesi ile. Bunu bir ehil tarihçiye götürüp okutuyorlar. Yazanlar Mimar Sinan’ın kendi el yazısı ve kendi sözleri…

Kağıtta şöyle yazıyor : “Bu mektubu okuyan evlatlarım. Ben bu yapının baş mimarı, aciz bir kul olan Sinan’ım. Bu mektubu okuyorsanız bu taşların ömrü bitmiş demektir. Bunlar ortalama 400-500 yıl sonra işlevini kaybeder. Değişmeleri gerekir. Siz bunları falanca taş, falanca şey’den kararak yapın, kalıbını alıp çoğaltarak eskisi gibi yerine yerleştirin.”

Evet, gerçekten de büyük üstad’ın dediği gibi. 16. Asırda yapılan bu camii ve 21. Asırda olan biz… Mimar Sinan’ın kağıtta aynen dediklerini uygularlar. Olay bitmiş ancak, olayı yaşayanlarda bunun etkisi bitmemiştir…

Bir başka gizemini de anlatmak gerekir. Malumunuzdur ki Anadolu topografyasında aktif volkan çok mevcut değildir hatta yok denecek kadar azdır. Süleymaniye Camii’nin duvarlarında ayrı bir bileşen kullanılması icap eder. Bir kükürt eksik kalır. Kükürt de volkanik arazide bulunan tüflerden elde edilir. Ancak Anadolu sahası buna pek müsait değildir. Kimsenin aklına gelmeyecek olan, daha doğrusu kimya ilmine sahip olanların bileceği bir tepkime ile başka bir formül elde ederek kükürt yapılır. Bunu Mimar Sinan, camii duvarının sağlamlığı için lazım olan kükürtü elde etmek için çiğ soğan ekletir. Böylece kükürt de elde edilmiş olur. Peki bugün kaç mimar kimya biliyor?

400-500 sene evvel vuku bulan olaylar bunlardı. Elbette daha pek çok hadise yazılması mümkündür ancak 500 yıl sonrasını düşünen Koca Sinan’a, 500 yıl sonra peki biz neler yaptık?

1936 senesinde kabrini açıp, kafatasını “Acaba Türk mü?” , “Mimar Sinan Ermeni veya Rum olabilir” iddialarıyla çıkardık. Devlet eli ile yapılan bu çirkin işin akıbeti 86 yıl geçmesine rağmen bitmedi. Çünkü çıkarılan bu kafatası kayboldu. 86 yıldır Mimar Sinan’ın başı yok. 500 sene sonrakiler rahat etsin diyen büyük mimar’a, mezarında rahat vermedik…

Bir Osmanlı Tarihçisi, tarihe şu satırları not düşmüştür : “Bizi tanımak isterseniz, eserlerimize bakın” Demek ki o işi işleyenler iki şeyi istemiyorlardı! Ya Mimar Sinan’ı tanımayı ve tanıttırmayı ya da kendi gibi olan koca koca eserlerini görmeyi istemiyorlardı…

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar